aklımda ilk hayali arkadaşım Fadiş var bugün. benden önce kurulmuş bir hayalin parçası.
99 yılıydı. ağustos depreminden sonra hırsını alamayan toprak bir kez daha çatladı en orta yerinden. küçük şehrin verilmiş sadakası var mıydı bilmem ama yalçın, yılmaz bir dağı vardı.
öyle uzun uzadıya depremi anlatmayacağım. Bolu'da herkesin bir köyü vardır. bu yüzden köyü olmayan insanlar bana hep tuhaf gelmiştir. uzaylı muamelesinde üstüme yok. neyse efendim bizde her Bolulu gibi deprem gecesi köyün yolunu tuttuk. traktör römorklarında, arabalarda, ateşlerin başında uyuduk uyandık. yardım anlayışı şimdiki gibi değil. kamyonlarla eşyalar geliyor ve damperleri kaldırıp köylerin belli meydanlarına yığıyorlar. unicef'le tanışmamız kepekli bisküvileriyle oldu o yıl. bir gün yardımların içinden kitaplar çıktı. benim şansıma da Fadiş. saçma gelecek ama hayatımın en dolu dolu yaşanmış zamanlarının içinde yer alır o kasım ayı. radyodan başka teknoloji adına bir şeyimizin olmadığı kısa bir dönem geçirdik. en büyük eğlencemiz çekirdek çitleyip tonton dedelerin askerlik anılarını dinlemekti. ''yapacak bir şey yok bari kitap okuyayım'' diyerek elime aldığım Fadiş'i kısa zaman sonra o kadar benimsedim ki gece yattığım yerde o da uyusun diye yer açıyordum. gizli gizli konuşuyor, başına gelen acıklı olaylara gizli gizli ağlıyordum. ikinci el kıyafetler giyiyordu o fakirlikten, bize ise deprem yardımı kullanılmış giysiler geliyordu. benziyorduk sanki. yani o da benim gibi sayılırdı ucundan kıyısından. ilk romanımdı Fadiş. karton kapaklıydı üstelik, çok sevmiştim. ve şimdi hala kayıp, kopuk sayfalarına rağmen saklıyorum. ileride kısmet olur da anne olursam çocuklarımı da Gülten Dayıoğlu'nun kitaplarıyla büyüteceğim.
demem o ki afet bölgelerine yardım gönderirken içine kitaplar ve oyuncaklarda koyun. belki bir çocukluk anısında parmak izleriniz olur. sevap mıdır bilmem ama iyiliktir bu. güzeldir hem.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder