3 Şubat 2013 Pazar

bir şeyler

annesinin un kurabiyesine annesi un kurabiyesi yapmış. çayda var. çok pazar.

sobaya alışkın olduğundan kalorifer sıcağıyla ısınamayan ananem için alınan ufo o öldüğünden beri kullanılmıyor diye annem kutusuna koyup bodruma indireceğini söyledi. izin vermedim. balkona koydum. artık geceleri balkonda çay içerken bardağa sarılmayacağım. mutlu olmalıyım.

koridordaki fotoselli ışıklarda ananem içindi. çünkü gece bizim odaya gelmiş tuvalet diye. ben kütahyadaydım. ablam anlattı. fotosel böyle mi yazılıyor bilmiyorum.

ben galiba ananemi özledim. dedeme kızınca '' aa dursun elin ayağın düz dursun.'' derdi. dedemin adı dursun. isminden de anlaşılacağı gibi en küçük çocuk. abisiyle arasında 27 yaş varmış. çok ve ilginç.

sosyal medyada geyikli tayt geyiği dönüyor birkaç gündür. önce dalga geçer sonra giyersiniz. uzatmanın alemi yok. ama uzatıyorlar. bir de herkeste bir kezban muhabbeti. ve kezban olmadığını kanıtlamaya uğraşan kız silsilesi.

anlatılacak uzun bi hikaye gelmiyor aklıma. bende böyle bölük pörçük ( pörçük kelimesini ağızdan çıkarken dudakların aldığı şekli seviyorum. üçyüzotuzüçden daha seksi ) bir şeyler yazayım dedim. değişiklik iyidir.

ingilizce ile hiç anlaşamıyoruz. kovaladıkça kaçan ateş böceği gibiyim. şu işi bu yaşıma bırakmamı esefle kınıyorum ayrıca.

rüyamda bir kadınla tartışıyordum ve kadına Kuran'dan bir takım ayetler söyledim. şuan hatırlamıyorum. sanırım okuduğumda aklımda kalmış. bir de fon müziği vardı. mfö'nin ''buselik makamında '' parçası.

fizy de bozdu. kötü reklamlar alıyor. sağ üst köşeye bakmadan yeni sayfa açmaya çabalıyorum.

aşırı dozda birsen tezer dinlemekten hastalıklanacağım. ama ''di gel yanıma '' ne güzel bir parçadır öyle.

demet akalın'ın ''türkan'' diye bir parçası varmış. geçen gün dinlemedim diye acaplandım. bir de benim dinlediğim müzikler sıkıcıymış. onlar beni hala cadde üstünde banka çıkıp teoman'ın ''duş'' parçasını bağıra çağıra söylerken ki halimle hatırlıyor. o zaman şuursuzdum, şimdi sıkıcı. hala bir şeyim hamdolsun.

bana inatla çeyiz hazırlayan annem bugün ördüğü dantelli güpürlü şey için '' kare mi olsun yoksa şemen tabla gibi mi yapayım?'' dedi. ''şemen tabla gibi olsun'' dedim. gülümsedi. halbuki şemen tablanın ne olduğunu da, nasıl yazıldığını da bilmiyorum. birde bilmem kaç parça vitrin, gümüşlük seti örecekmiş.'' zahmet etme'' dedim. ''o evin salonunda kütüphane raflarından başka bir şey olmayacak.'' gönül ister ki ayrı çalışma odası olsun ama o kadar zengin olacağıma inanmıyorum.

hala şarkılardan fal tutuyorum ben. kezbanlıksa kezbanlık. '' zülüf dökülmüş yüze'' çıktı şansıma dün.

fotoğraflarda çok sert çıkıyormuşum, halbuki hiç öyle değilmişim yakından. peki yakından bakınca ön dişlerimin hafif üst üste bindiğini fark etmedin mi? güzel durmuyorlar diye gülmüyorum. ama dişlerimi de kişilikli buluyorum. kendi içimde çelişiğim.

okuduğum yazarların ses tonlarını merak ediyorum bazen. mesela Hüsnü Arkan'ın sesini bildiğim için kitaplarını okuduğumda onun sesini duyuyor gibi oluyorum. sanki başucumda bana okuyormuş gibi. güzel bir his.

hayatımın en unutulmaz anısı 3 yıl kadar önce Elazığ depremi için gittiğimiz köyde tuvalet bulamayınca bir amcaya tuvalet sorduğumuzda, amcanın bize bütün köyden incecik geçen ve belli noktalarında küçük kutu gibi şeylerin bulunduğu çamurlu su gibi şeyi göstererek ''vallah bizde buna yapıyoz. '' demesiydi. ha bunda ne var diyeceksin, o halde hemen yapıştırayım cevabı. o sırada ayaklarımız o çayımsı çamurlu suyumsu şeyin içindeydi. ben ömrümde öyle çaresiz baktığımı bilmem.

leyla ile mecnun dizisine gerçekten hala bayılıyorum. sadece şu ''babam ölmüş'' esprisi tüylerimi diken diken ediyor. ensemden soğuk bir ter boşalıyor.

bir de silahlar içinde en çok su tabancasını severim.

( pörçük derken ağzını inceleyeni gözlerinden öperim. )

son olarak http://fizy.com/#s/1agti6

sevgiler.



Hiç yorum yok: