ben birşeyler yazmaya koyulurken birilerinin bloğumda gezindiğini bilmek gerçekten tuhaf bir duygu. sanki ben düşünürken biri beynimin yımış yımış kıvrımlarında bir oraya bir buraya hoplayıp zıplıyormuş gibi. tarifi imkansız,tarifi en çok bu kadar.
bugün kimlik denilen muğlaklıktan bahsedeceğim. ben annesinin ''bi sussun'' istediği cırcır böceği, babasının soğuk nevalesi, dedesinin politika faresi, kardeşinin ''ya bi git'' diyemediği despotik ablası, ablasının kurtlu kuzusu, yakın arkadaşlarının oğlan çocuğundan bozma kadın konsantresi, uzak arkadaşlarının suratsız bücür diye arkasından söylendiği ( ki haklılardır. kızmışlığım yoktur hiç.), kimine göre ''çok farklı'', diğerine sorsan muzurluklara kabil olsa da huzur ve ben bu listeyi daha sayfalarca uzatabilirim maalesef.
sayısız kimliğimizle oradan oraya dolaşırken bulunduğumuz her kaba göre şekil alıyoruz. bazen bi kapıdan çıkarken düşünüyorum '' az önce o konuşan balta ben miydim? '' diye. kendi iç evrenimde başka biri var kimsenin bilmediği. hani yani '' bir ben vardır bende benden içerü '' hali. herşey olmaya hazırken her rolden sıyrılıp öylece duran bir ben. herşeye uzaklar denilen o yerden bakan, analiz tahlil yapan, durmadan dinlenmeden konuşup yoran bir ben. o yıkanan makyajın altındaki hala var olan, hala haylaz olan, hala umutlu olan küçük bir çocuk gibi büyümeye direnirken dirençsiz düşen ama taşı çatlatır inadıyla da bayrağı gönderden indirmelerine müsaade etmeyen bir ben.
en ''ben delikanlı gibi herkese aynıyım'' diyen bile role şekile bürünüp kendini kandırıyordur. ya da doğru söylüyordur elindeki 46lık raporuysa eğer. gel gelelim istisnalar ve kaideler...
istiyorum ki beş dakikacıkta olsa, tek bir kişi beni görmek istediği halimle değil bütün derilerimden soyunmuş halimle görsün. istiyorum ki bunun bi adı olsun. böyle de sarılıp sevebiliyorsa eğer aşk olsun!
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder