çok güzel kendimi rezil edip batırdığım bir sohbet sonrası sıcağı sıcağına yazılmıştır. baştan biline.
kelime oyunlarını, kısacık hikayelerini, kuş lokumlarını, Aleksi Pavloviç'ini ve daha nice nice şeylerini çok sevdiğim bir yazar kendisi. kendimce ''tuzlu çekirdek eşliğinde kapı önü edebiyatı'' diye tanımladığım Afilli Filintalar'da yazıyor tüm bunları. bilmiyorsanız bilin, okuyun. pişman olmayacağınıza yemin içerim. neyse efendim benim takıntılı şekilde çok sevdiğim bir kaç yazar var. ''onlara ulaşsam ufuuuu neler neler konuşurum ki, böyle sabahlara kadar cırcır böceklerine öykünür gibi cızırdarım '' diyordum ki, olmadı. teoride o ''ufuuuu'' dediğin şeyden pratikte ağzının payını alıyorsun maalesef. tutulup kalıyorsun.'' lan yani şimdi ben bişey dedim de niye dedim ki acaba ?'' diye düşünüp duruyorsun. çok gariban bir duygu bu. ve hikmetinden sual sorulmayan Allah'ım o insanları öyle sabırlı yaratıyor ki keşke diyorsun kallavi bir kalay çekseydi de aklım başıma gelseydi. çekmiyor. yani efendim demem o ki böyle çok çok sevdiğiniz yazar, müzisyen, çizer, bozarlar ile aranızdaki perdeyi hiç yırtmaya girişmeyin. sonu çok hüsran. büyüyü bozmanın anlamı yok.
saygılar.
:)
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder