24 Kasım 2012 Cumartesi

her öğretmen iyi değildir! nokta

ilkokuldayım. ya 3 ya da 4 e gidiyorum. bizim buranın hala en popüler okullarından birinde okuyorum. sınıfımda akademisyen çocukları, öğretmen, işletme sahibi, belediye bilmemnesi, mühendis çocukları gırla. babamda arçelik fabrikasında pres operatörü. operatör diyince havalı oluyor tabi ama bildiğin işçi işte. yine de bence fazla yetkili bi işçi. ben tabi babamı herkesten üstün gören mini mini bir kız çocuğuyum. mütemadiyen küt ve kahküllü düz saçlarımla, anne örgüsü yakamla kendime has bi tarzım var. ben ilkokuldayken aşırı derecede pısırıktım. okadar sessiz konuşurdum ki bazen ne dediğimi ben bile duymazdım. bunun sebebini de çok küçükken geçirdiğim rahatsızlığa bağlıyorum. neyse, bizim okulda öğretmenlerin seni sevmesi için 2 ihtimalin vardı. ya zengin bebesi olucaksın yahutta aşırı çalışkan. ikisi birden olursan hocalar etrafında fır dönüyordu. bi öğretmen için utanç verici buluyorum bu durumu. benim aşırı pısırıklığım çalışkan bi öğrenci olmama engeldi. bi de hocaların zengin bebelerine ayırdığı bolca vakti düşünürsek silik geçen bir ilkokul evresi yaşadım. adeta hayatımda fuzuli yer etmiş yıllar olarak görüyorum ilkokulu. okadar yani. bi gün yine bir dersteyiz arka sıramda zengin aileye mensup simay diye bi kız oturuyor, yanındakini hatırlamıyorum bile. simay çalışkan olmamakla beraber zengin aile kontenjanından yararlanan öğrencilerdendi. annesi hergün okula gelir ve hergün rengarenk streçler giyerdi. düşün ki kadının tipi nasılda aklıma yer etmiş. neyse işte bu derste konuşuyordu sanırım, ya da kavga ediyordu hala pek emin değilim. o sırada benim mavi önlüğümün kurdelesi çözülmüş ve ayağa kalkmadan bağlayamıyorum. sıranın içindeyken ellerim arkama gitmiyor. bende bağlamak için ayağa kalktım ve kurdelemi bağlamaya başladım. o sırada ben daha ne olduğunu anlayamadan sınıf öğretmenimiz olan kadın bir hışımla elinde cetvel arap atı gibi depara kalktı ve yanımda bitiverdi. '' napıyosun sen burda?!'' diye bağırdı. '' arkadaşlarını rahatsız etmeye utanmıyor musun?!'' ve ardı ardına daha birsürü cümle. okadar arka arkaya söyledi ki bunları aslında vereceğim cevap umrunda değildi. sadece sesini yükseltmek için bir nevi taktik olarak kullanıyordu. gürültü yapıyormuşum! ben ve gürültü! daha konuşurken sesimi duyuramıyorum ama kadın beni gürültü yapmakla itham ediyor! cevap vermeye çalışıyorum ama müsade etmiyor. yani kısacası simayla yanındaki arkadaşının suçu üstüme kalmıştı. bana avuçlarımı açtırıp tahta cetveliyle şlak diye vurdu! bir de şu gerizekalı elleri büzdürme tekniğini kullanıp bir kez daha vurdu! hayatımda canımın böyle yandığını hatırlamıyorum. hiç dayak yemeden büyümüş bir çocuk için gerçekten ağır bi durum. asıl üzüldüğüm ise gürültü yapanın simay olduğunu adı gibi bilmesi ve deyim yerindeyse ona kızmak yemediği için benden çıkarmasıydı. resmen haksız yere cetvel yemiştim. ellerim öyle kızarmıştı ki arkadaşlarım ıslak peceteler koymuşlardı avuçlarıma. bütün arkadaşlarım suçum olmadığını biliyorlardı. çıkış saatine kadar '' Allah'ım bitsin bu gün'' diyerek ağladım ve sürekli '' ben bişey yapmadım'' diye mırıldandım. eve gidince olayı babamla anneme anlattım. annem bizim ağlamamıza dayanamaz o da ağladı garibim. babamda çok içerledi ama 16. yüzyıl terbiyesiyle '' öğretmenin vurduğu yerde gül biter, yarın git büyüklük yap özür dile'' dedi. hiçte bile gül falan bitmemişti vurduğu yerde, bütün gün acı çekmiştim ben. dahası küçük düşmüştüm sınıftakilere karşı. ilkokulda çocuklar acımasız oluyor maalesef. erkek çocukları özellikle daha acımasız olabiliyorlar. ben ağlarken dalga geçenlerin hepsini aklıma kazıdım ve hala orda duruyorlar. neyse aradan üç gün geçti ve ben babamı üzmemek için öğretmenim olacak kadından özür diledim. o da sarıldı falan hatasını anladı desem değil çünkü biliyordu. pişman oldu desem o da değil baya tribünlere oynamıştı. tüm bu olanların üstüne ilkokul 5.sınıf veda gecesinde aynı kadına sarılıp zır zır ağlamamı hele hiç unutmuyorum.sanırım atmosfere kaptırdım kendimi.
öyle bi hikaye işte. yıllar sonra yazarken gözlerimi hala doldurabilen. şu yaşıma kadar da okulda yediğim ilk ve son dayağımdı. üstüne üstlük haksız yere.
bugün öğretmenler günü diye herkes çiçek açarken bi öğretmen adayı olarak bana böyle bi utancı hatırlatan öğretmenime teşekkür ediyorum. umarım yıllar geçtikçe hatasını anlayıp kendinden utanabilmeyi başarmıştır. tüm bu hikayenin üstüne google'ın giriş sayfasını cetvelle süslemesini de ayrıca manidar buluyorum. saygılar..

Hiç yorum yok: