6 Nisan 2012 Cuma

inançlar üstüne

inanç tuhaf birşeydir. bazen cıstır, el yakar. bazense sahip olduğun tek şeydir ve birazda sahibindir.
 bizi küçükken cıs diye yetiştirdiler. Allah çarpardı! yamulur yampirik olurduk! Allah otoriteydi!
 Kimse Allah seni çok seviyor, böyle yaparsan üzülür demedi.
 biz hep korkutularak büyütüldük. sakız çiğneme, ölülerin etini çiğnersin, tırnak kesme günah, destursuz basma çarpılırsın, yüzünü yıka nursuz gezme, gece gece ıslık çalınmaz, sofrayı topla meleklerin kanadı kırılır...
 ve ben bunları daha da çoğaltabilirim. bu cümlelerin arasında yetiştim. anlamını bilmediğim birsürü duayı ezbere bilirim hala. korku böyle birşeydir işte. anlamını merak bile ettirmez. 
sonra sonra kendim buldum yolumu. doğru veya yanlış, ben seçtim. ha yolu bitirdim diyemem. hala sorup soruşturuyorum. zaten yolu bitiren biri olsaydı belki de kıyamet çoktan kopardı. cıs diye! pat diye! küt diye! 
şimdi herkesin sürekli sorduğu, sorguladığı, ayaklar altında çiğnediği, el üstünde tutarken ötekileştirdiği soruya gelelim.
Tanrı!
benim sorunum inanmak veya inanmamak değil. saygı! yani şu bizim birinci kural! ne kadar da uzakmışız kendimize, bunu gördüm. içten olan insan bunu böyle bağır çağır , küfür kıyamet göstermez!
sorun ateist olmak, müslüman olmak, musevi olmak, budist olmak değil, hala anlamadılar. mühim olan karşındaki gofrete bile tapıyorsa onu kırmamak için gofrete saygı gösterebilmek.  geniş yürekli olmak gerek söz konusu insansa. 
o filozof çok haklıydı ''bizi birleştiren şeyler ayıranlardan çok fazla'' derken. ve yüzlerce yıl geçmesine rağmen kimsenin kafasına dank etmemesini trajik buluyorum. ayıp buluyorum, edep ya hu diyorum! 
keşke bütün yaptıklarımız iyi insan olmak için olsaydı. cennet pazarlığı için değil. keşke karşımızdakine gavur ya da müslüman yerine sadece insan diyebilseydik. keşke hesapsızca sevebilseydik dünyayı. keşke tüm bunlar bu kadar ütopik gözükmeseydi gözüme...


Hiç yorum yok: