20 Aralık 2012 Perşembe

kar, Tanrı ve çocukları

saat 09.00 civarı uyandığımda şehir beyaza boyanmaya başlamıştı. dünyanın duvar ustası işini yapmaya erken saatlerde başlamış belli ki. karı görünce yüzümde çapsız bir gülümseme beliriverdi inceden. sonra bi şarkı boyandı dilime, tek bir yerini söyledim durdum bed sesimle. evde yalnız olmanın bereketidir bu. kimse duymaz sesinin tahammülü zor tınısını. sonra bi bardak çayla gevelediğim kuru ekmeğimi masada bırakıp bilgisayarı açtım ve dilime dolanan sözleri kendi profilime yazdım.
 '' sokaklar dolusu şekerli kar kokusu''
 karı severim kesinlikle ama itiraf etmeliyim ki Vega'nın Ankara şarkısını daha bi anlamlı kılmasını da seviyorum. Ankara'da mısın derseniz, yoo Bolu'dayım efendim, ana-baba ocağımda. ama bana sorarsanız kar yağınca her yer biraz Ankara, ve her sokakta şekerli kar kokuları çalınıyor burnuma. öyle bi kar var ki sanki Tanrı da  üstü örtülsün istiyor yana yakıla kana boyanan geçmişin izlerinin. belki Tanrı'da yoruldu insanlardan. belki dinleniyor kar tanelerine dokuna dokuna. bir de küçük bedenler geliyor aklıma. mavi önlüğünün altına giymiş plastik terliklerini kara çamura karışa karışa okula gidiyor. bir nevi dünyaya kafa tutuyor ve benim bunca satır yazdığım romantik cümleler onun için hiçbir anlam ifade etmiyor. sonra bunca cümle benim için de anlamını kaybetme başlıyor. suçlu bi tavırla bi şarkı daha boyanıyor dilime,
'' gülümse, hadi gülümse. bulutlar gitsin''

Hiç yorum yok: